Arjantin Tango

 

TANGO KURSU FİYATLARI 

Dans Okulumuzda Tüm Derslerimiz Özeldir. 

Arjantin Tango İçin 6 ve 12 Saatlik Özel Eğitim Programı Uygulanır

Grup Dersleri Sadece Aile Bireylerine Arkadaş Grubuna

Aynı Kurum ve Kuruluşta Çalışanlarına Verilir.. 

GRUPLARA  ÖZEL PROGRAM

10 ve Üzeri Büyük Grup Sayılmaktadır. Her Birey İçin 100 TL Alınır. 

6 Saatlik Ders Programı Her Birey İçin 100 TL Alınır. 1 Aylık

12 Saatlik Ders Programı Her Birey İçin 200 TL Alınır. 2 Aylık

1 Aylık 1.5 Saatten 4 Ders Olarak Yapılır. 

2 Aylık 1.5 Saatten 8 Ders Olarak Yapılır. 

Haftada Bir veya İki Ders İsteğe Göre Yapılır.

3 ve Üzeri Küçük Grup Sayılmaktadır. Her Birey İçin 125 TL Alınır. 

6 Saatlik Ders Programı Her Birey İçin 125 TL Alınır. 1 Aylık

12 Saatlik Ders Programı Her Birey İçin 250 TL Alınır. 2 Aylık

1 Aylık 1.5 Saatten 4 Ders Olarak Yapılır. 

2 Aylık 1.5 Saatten 8 Ders Olarak Yapılır. 

Haftada Bir veya İki Ders İsteğe Göre Yapılır.

 

ÇİFTLERE ÖZEL TANGO PROGRAMI

6 Saatlik Özel Ders Fiyat 300 TL'dir İki Kişi İçindir

12 Saatlik Özel Ders Fiyat 600 TL'dir İki Kişi İçindir

1 Aylık 1.5 Saatten 4 Ders Olarak Yapılır. 

2 Aylık 1.5 Saatten 8 Ders Olarak Yapılır. 

Haftada Bir veya İki Ders İsteğe Göre Yapılır.

DÜĞÜN TANGOSU 

Düğün Tangosu Koreografisini Gelinlik Modeline Göre Özel Hazırlamaktayız. 

6 Saatlik Özel Ders Fiyat 300 TL'dir İki Kişi İçindir

1,5. Saatten 4 Ders Olarak Yapılır. 

Haftada Bir veya İki Ders İsteğe Göre Yapılır.

l

 

Tarihsel Süreçte Arjantin Tango

Aşk tangoyla başlar, tangoyla devam eder! Dünya’da ilk olan Yeni Creative Metod’u keşfeden tangoseverler, eğitmenler, tangoda ilerlemek isteyenler Metinhan ile tango çalışmalarına başlıyor. 

Metinhan tangoyu, insanın iç dünyasının dışa vurumudur. Bir melankolidir, terk edilmeyi değil tutunmayı ve bağlanmayı seçer. Kaprisin ve tutkunun birlikte olmak zorunda kaldığı andır.tango. Zaferin ve yenilginin olmadığı tek savaş biçimidir. Adeta esaret içinde bir özgürlüktür. Ayrıca tangoyu aşkın, tutkunun ve aynı zamanda insanın yaşamında edindiği sosyal ve felsefi birikimlerini atılan adımlardaki ifade biçimi olarak tanımlar.

Tango sözcüğünün dilbilimde kesin bir kökeni yoktur. “TANGO” adının, Afrika tamtamlarının çıkardığı “tan-go” seslerinden, ya da Latince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediği sanılmaktadır. Tango kelimesi aynı zamanda Latin Amerika’da çok geniş bir siyahi topluluk tarafından kullanılmaya başlandı.

1800′lü yıllarda işçi sınıfından birçok kişi, büyük umutlarla Fransa’dan, İtalya’dan, Macaristan’dan, İspanya’dan ve Portekiz’den; Güney Amerikaya göç etmiştir. Yabancı oldukları bir kıtada yaşanan, başta ekonomik ve sosyal sıkıntılar, beraberinde hayal kırıklıklarını getirmiştir.Bu hayal kırıklıkları, geleceğe ait büyük umutlar ve geçmişten getirilen kültürle, harmanlanarak Tango müziğini oluşturmaya başlamıştır. Tango, Buenos Aires’de, o dönem alt sınıf olarak adlandırılan, fakir ve en temel sosyal haklardan bile yararlanamayan, bu insanlar tarafından yaratılmıştır. Böylece belirgin bir şekilde 1865 ile 1880 arası ortaya çıkan Tango müziği, içerisinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi bazı duygular ile kalp kırıklıkları ve paramparça olan hayaller neticesinde melonkoliyi taşır. Eşlerini, çocuklarını, yani ailelerini geçmişte bırakarak tek başlarına bu yabancı topraklara gelen göçmenler, doğal olarak erkek nüfusunun arttırmasına ve cinsiyetler arası büyük bir sayı farkı oluşmasına neden olmuştur. Boenos Aires’deki kadın nüfusunun bu azlığı, beraberinde fahişeliği gelişen bir endüstri haline getirmiştir. Böylelikle genelevler artarak kısa sürede işçi sınıfının eğlence mekanları halini almıştır.

Bu mekanlarda da kadın sayısının az olması kapılarda uzun kuyruklar oluşmasına neden olurken, sırada bekleyen erkekleri eğlendirmek için küçük Tango müzik grupları çalıştırılmaya başlanmıştır. Genelev mekanları fakir kesimin yanı sıra orta ve daha üst kesimin de uğrak yeri olmuş her iki kültür burada birbirlerini tanımıştır. Böylelikle alt kesimin sokakta yarattığı Tango üst kesim tarafından bu mekanlarda tanınmıştır.Tangonun müziksel kökeninde; İspanyol dans figürleriyle şekillenen ve Küba müziği ile harmanlanan “HABANERA”, dönemin Arjantin’li zencilerine ait “MILONGA” ve yine İspanyol asıllı “TANGO ANDALUZ” vardır.Tango, alt kesime ait olması ve genelevlerde yayılması sebebiyle uzun süre ahlaka aykırı bulunmuştur.Bu önemde kadınlar için dövüşen ve yine onlarla iyi dans edebilmek için birbirleriyle dans pratiği yapan erkekler vardır. “Compadre” veya “Compadrito”adı verilen bu kabadayı tipilemelerinin eğlence anlayışı “şarap” ile “cana” (bir tür şeker kamışı rakısı) içip, şarkı söylemek ve dans etmektir.Arjantin Tangosunun müziği 2/4’lük, 3/4’lük veya 4/4’lük ölçülerde olup, sert hatlıdır ve ritimleri belirgindir. Arjantin Tango, Avrupa’ya 20.yüzyılın başlarında, gemilerle Fransa’ya, gelen Arjantin’li tangocular tarafından taşınmıştır. Öncelikle yine alt kesimlerce sevilip yayılan Tango zamanla üst kesimlerde de beğenilmeye başlar. Ancak Arjantin’deki stil  Avrupa’da yapılması hoş karşılanmamış ve modernleştirme adı altında sadeleştirilmiştir.

Böylelikle “Avrupa Tango”’su ortaya çıkmış, kısa sürede diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.Bu dönemden sonra, özellikle Paris’lilerin bu dansa olan ilgisi sayesinde Tango, Arjantin sosyetesinde de değer kazanmıştır. İlk kez 1917 yılında Carlos Gardel’in smokin giyerek, her türlüargo ve erotizmden uzak sözlerle tango söylemesi, müziğin üst kesimlerce değer kazanmasını hızlandırmıştır. Avrupanın ilk tango çılgınlığı Paris’ten sonra Londra, Berlin ve diğer başkentlere sıçradı. 1913′lerin sonlarına doğru, bu dans New York’u ve Finlandiya’yı da etkisi altına aldı.

Buenos Aires’te Tangonun üst kesimlerce de benimsenmesi ve dünyayı etkileyecek bir akım halini alması 1920 ile 1940 arasıdır. Bu dönem Tango’nun altın çağı olarak nitelendirilir. Artık Tango kendi içinde biraz daha yumuşayarak, Salon Tangosu halini almıştır. İkinci Dünya Savaşı’na kadar zirvede olan tango, bu dönemden sonra, politik nedenlerle gerilemeye başlar. Özellikle de 1955 yılında Juan Domingo Peron’un askeri darbeyle devrilmesi ve ardından birbirini izleyen askeri darbeler neticesinde dans salonları kapatılmış, dans etmek yasaklanmıştır.1983’de, Arjantin’de askeri junta ortadan kalkmış

ve böylece tango, Buenos Aires’e eski görkemiyle geri dönmüştür. Astor Piazzolla’nın müzikte başlattığı, ve kısa sürede dansa da yansıyan yenilikçi akım, Tangoya büyük bir zenginlik kazandırmıştır.Türkiye’de de Cumhuriyetin ilanı ile oluşan çok sesli müzik gelişimi ile, Tango sevilmiş ve yayılmıştır. Necip Celal, Fehmi Ege ve Necdet Koyutürk pek çok tango besteleyerek Tango’nun Türkiye’de sevilmesi ve yayılmasını sağlamışlardırTangonun bu ithal versiyonları daha az vücut teması esasına dayalıydı (Ballroom Tango) ama bununla beraber pek çokları için hala şok edici idi. Profesyonel dansçılardan oluşan Tango dans grupları da, çeşitli ülkelerde yaptıkları koreografik şovlarla Tango müziğini ve dansını daha fazla tanıtmış ve dünyaya yeniden sevdirmişlerdir.Bir zamanların ayıplanan ve hor görülen dansı, artık günümüzde ışıltılı dans salonlarında uygulanan, nezih bir eğlence halini almıştır.

Düğün denilince akla öncelikle iki parça gelir. Mendelssohn'un Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndan herkesin Düğün Marşı olarak tanıdığı bölümle, gelinle damadın ilk dansı yaptığı “La Cumparsita”, yâni Türkiye’deki en meşhur tango!

Her ülkenin adıyla özdeşleşmiş, simgeleşmiş bir yemeği, içkisi ya da başka bir kültür ögesi vardır mutlaka… Türkiye’de rakı millî içki (!), Kıbrıs millî dava (!), şiş kebap (!) millî yemek ise , tango da Arjantin’in “millî dans”ıdır. Ama buradaki “millî”lik özelliği sadece o ülkeyi simgelemesi anlamındadır. Yoksa tangonun kökü bir hayli karışık! Afrikalı zenci köleler mi ararsınız, 19. yüzyıl sonunda İtalya, İspanya ve Orta Avrupa ülkelerinden gelen göçmenler mi? Kıtanın yerli halkını da göz ardı etmemek gerek tabii..

Tango’nun Latince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediğini iddia edenler de vardır, Afrika tamtamlarının “tan-goo” diye verdiği seslerden de…Arjantinli araştırmacı yazar Eros Nicola Siri ise bu dansın adını bir Afrika dansı olan “tangoro”dan aldığını belirtiyor. Bu dans, göçmenlerin taşıyıp melezleştirdiği Avrupa kaynaklı bolero, mazurka ve polka gibi danslarla da kaynaşıp bir “sentez” olarak ortaya çıkmış.

Adını nereden alırsa alsın tangonun Buenos Aires’in kenar mahallelerinde yoksul insanların arasından doğduğu biliniyor. Aslında Afrikalı kölelerin ve Avrupalı göçmenlerin bir arada bulunduğu Orta ve Güney Amerika’da eş zamanlı olarak yayıldığını kabul etmek belki daha doğru. Çünkü Arjantinlilerin bu “milli dans”ına Uruguaylılar da ortak çıkıyor. Yunanların bizim hamama döner kebabına Karagöz-Hacivat’ı sahiplenmeye çalıştığı gibi…

Tango ile Türkiye’deki “arabesk” ve Rumların Anadolu’dan göç ettikten sonra yarattıkları “rebetiko” arasında bir ortak payda var. Bu ortak paydanın ögeleri de; iç veya dış göçün olumsuz sonuçları, düş kırıklıkları, öfke, acı, yalnızlık, beklentiler ve bunca olumsuzluğa karşın aşk ve tutku… Kısacası yaşamlarının özeti!

Başlangıçta flüt, gitar ve kemanın yer aldığı üç - dört kişilik küçük toplulukların müziği eşliğinde yapılıyordu tango. Giderek gitar yerini piyanoya, flüt de 1870’de Almanya’dan gelen bir nevi küçük akordeon ama çalınışında parmak tekniği daha zor olan bandoneona bıraktı.

Arjantin'de zenginler tarafından bir alt kültür ürünü kabul edilerek aşağılanan, hâttâ bir süre yönetim tarafından yasaklanan tangonun , 20.yüzyıl başlarında bir rastlantı eseri Paris’te gözde hâle geleceğini ve Avrupa’ya yayılmaya başlayacağını kim tahmin edebilirdi ki?

Tangonun bir “alt kültür ürünü” iken, yavaşca üst sınıflara doğru terfî edişinin başlangıcı olarak, Carlos Gardel'in 1917 yılında her türlü argo ve erotizmden uzak sözlerle smokin giyerek tango söylemesi kabul edilir. Belki de “Parisien”ler bu müzik ve dansa ilgi göstermeseydi, Arjantin sosyetesi de bırakın benimsemeyi , aşağılamaya devam edecekti.

Bizde de “arabesk”in minibüs teyplerinden çıkıp, özel televizyon aracılığıyla çaktırmadan “aydın evlerine”, hatta devlet televizyonuna girişine benzer bir süreç değil mi?

Küreselleşme sadece sermaye ve dünya jandarmalığı anlamında kendini göstermiyor. Kültürel alanda da teknlojik gelişmeye koşut olarak 1900'lerden bu yana hükmünü icrâ ediyor. Tangonun Arjantin’den çıkıp Avrupa üzerinden Türkiye’ye ulaşması gibi.

Ama 1920’ler Türkiyesinde bu müzik aynen benimsenmek yerine “ritm” olarak alınmıştı. Tutku, erotizm dolu, yerel argonun da hüküm sürdüğü sözlerin yerinde, masum ve platonik aşkları dile getiren dizeler almıştı. Tango ritminde Türk müziğinden de esintiler taşıyan Türk tangoları, özellikle de Necip Celal Andel’in ((1908-1957) yazdıklarıyla öylesine sevildi ki, 1970’li yıllara kadar hep gözde oldu. Şecaattin Tanyerli'nin sesinden tango dinlemek bir modaydı. Eski ve unutulmayan bir sevgiliye aşkı anlatan La Cumpersita bile, anlamsal olarak zıtlık içermesine karşın, düğünlerin vazgeçilmez açılış dansı parçasına bu sevgiyle geldi!

Zannetmeyin ki 1970’lerde hızını kesen tango merakı söndü gitti…Hayır! Günümüzde üniversite öğrencilerinden emeklilere kadar geniş bir yelpazede , değişik yaşlarda, değişik mesleklerde yığınla insan büyük kentlerde tango dersleri alıyor, haftanın birkaç gecesini “milonga”da geçiriyor. 

Arjantinli bandoneoncu ve besteci Astor Piazzola’nın (1921-1992) yeni bakış açısıyla adeta küllerinden yeniden doğan tango, Türkiye’de de, internetin de katkısıyla “global moda”nın gereklerine göre öğreniliyor, yapılıyor ve konuşuluyor. Tango konulu veya içinde tangolu sahneler bulunan filmler izleyici rekoru kırıyor. 2009 İlkbanarında Ankara'da ilk “tango festivali” de düzenlendi! Tango'ya atıfta bulunan bale ve modern dans yapıtları izleyiciden büyük ilgi görüyor. Ankara Devlet Balesi'nin son sahnelediği üç baleden oluşan yapıtın adı “Yaşam ve Tango”...

Son zamanlarda, klasik müzik topluluklarının değişik yapılarda tango konserleri de düzenlediğine tanık oluyoruz. Örneğin, kemancı Tayfun Bozok'un önderliğindeki Bozok Kuartet, profesyonelce bandoneon çalan az sayıdaki Türk'den biri olan Tolga Salman'la bir Piazzola konseri düzenledi. Kimi nostaljik yaklaşımla, kimi milongaların içinden kopup gelen tangoseverler bu tür konser ve gösterilere ilgisiz kalmıyor. Yâni tango iş yapıyor!

Ama kimin arabeski daha acılı? diye sorarsanız, bu alanda dünyanın her yerinde acı kaynaklı müzik ve dansların sonunda eğlenceye dönüştüğü de bir gerçek... Kısacası Önce Acıların Çocuğu Sonra Paranın Babası...Tangoyla Kalın

 

1